Dünya Yolculuğumun İlk Günü: Tokyo’da Unutulmaz Karşılaşma

Asya’daki birinci durağım Japonya’ya gelir gelmez ilk bir kaç saatte yaşadıklarımı asla unutmamam. Nereden nasıl anlatmaya başlayacağımı bilmiyorum aslında ancak ilk günü oluş sırasına göre anlatmak en iyisi galiba.

Pilot uçağı pürüzsüz bir şekilde indirmiş, hava güneşli ve güzeldi. Ben ise uykusuzluk ve sigarasızlıktan dolayı bitmiş vaziyetteydim. Rusya Sheremetyevo hava alanında 21 saatlik aktarma süresinde banklarda yatmayı denemiştim ancak alan biraz dar olduğundan pek konforlu bir gece geçiremedim haliyle. Tokyo’da ki pasaport kontrolünden de formaliteden aldığım dönüş biletini göstererek sorunsuz geçtim.

Yoldaş Karsten ile Buluşma

Asakusabashi metro istasyonunun yakınında bulunan East57 hosteline giderek yoldaş Karsten ile buluştum. Üç gün kaldığım bu hostel, bu zamana kadar kaldığım hosteller arasında en iyilerinden biri diyebilirim. Hostel’e öğlen 13:30 gibi varış yaptıktan sonra Karsten ile hostelin giriş katında buluştuk. Her zamanki çocuksu gülümsemesi ile karşıladı beni. Hep olduğu gibi çok enerjikti ve gülüyordu, gülmezse konuşuyor, konuşmazsa illaki bir şeyler yapıyordu. Genel olarak ta sadece karnı açken sessiz ve somurtur onun dışında her zaman neşeli hiper aktif biridir. Hostel personeli check-in saatinin 4 te başlayacağını söyleyince bu süre zarfında bir şeyler yemeğe karar verdik. Bu arada ilginç bir şekilde Japonya’da nereye gidersen git check-in saati 4’te başlıyor. Karsten’ın daha önce keşfettiği ucuz yemekleri olan Sukiya restorana gidip karnımızı güzelce doyurduk.

Sukiya, japonya’nın 47 Prefektörlüğü’nde 1964 şubesiyle faaliyet gösteren meşhur restoran zinciridir. Özellikle Gyudon, Donburi ve Curry gibi Japon mutfağının lezzetli yemeklerini ucuza bulabileceğiniz bir restorandır. Yemeğin verdiği enerjiyle kendime birazda olsa gelmiştim. Nede olsa Anadolu’nun kadim geleneklerine göre ”Yemek her derdin devasıdır.” derler. Dörde kadar uzunca bir vaktimiz vardı. Biz de hostelin yakınında bulunan Ueno Parkına giderek kutsal “Sakura”ları görmeye karar verdik.

Ueno Parkında Sakura Zensen Şöleni

 

Kiraz Çiçeği

 

Japonca bir kelime olan Sakura, meyve vermeyen bir tür ‘Kiraz çiçeği’dir. Sakura Zensen ise kiraz çiçeklerinin açması anlamındadır. Japonlar için Sakura, çiçek olmanın ötesinde derin ve felsefik bir anlam taşıyarak kültürlerinin önemli bir parçası haline gelmiştir. Her yıl Mart ayı sonundan başlayarak Nisan’ın ilk haftasına kadar filizlenip en güzel hale geldikleri anda çabucacık dökülüp yok olan bir çiçek türü. İşte tam bu noktada Japon inanışına göre ağır ağır filizlenip çabuk dökülmeleri kaçınılmaz sonumuzu simgeliyor. Yani hayat çok güzel ancak kısa ve ölüm ise kaçınılmazdır.

Bu dönem içinde hem Japonlar hem de dünyanın dört bir yanından gelen turistler bu görsel şöleni kaçırmamak için park ve bahçelere akın ederek Hanami yaparlar. Hanami bu kiraz çiçeklerini izleme partileri anlamına geliyor.

Biz de bu şöleni kaçırmak istemediğimizden hostelimizin yakınında bulunan Ueno parkına bir an önce gidip Hanami partisine katılmaya karar kıldık. Parka giriş yaptığımızda gerçekten de insanların neden akın ettiği belli oluyordu. Sakuralar büyüleyici derecede güzeldiler. Kimileri piknik sepetini almış gelmiş, sevgililerini alıp getirenler, öğrenciler, yerli yabancı A’dan Z’ye herkes adeta mutluluğun doruğundaydı.

Ueno Parkı

 

 

İlk Günün Unutulmaz Sürprizi

Parkın içinde müze, sergi salonu, Budist tapınağı, Japon’ların milli dini Şintoizme ait Mabetler, minik bir göl, kiraz ağaçları ve karnınızı doyurabileceğiniz bir çok seyyar yemek arabaları da bulunmakta. Gojoten mabedinde biraz dolaştıktan sonra oradan Shinobazunoike Bentendo Budist tapınağına doğru ilerlerken kalabalık içinde tanıdık bir yüz gördüğü düşündüm.

Budist tapınağı küçük bir adacığın ortasına inşa edilmiş ve bir köprü ile karaya bağlanmıştı. İşte tam bu köprünün başında tanıdık yüzü gördüm. Yüzün sahibi, daha önceden sosyal medya çok defa fotoğraflarını gördüğüm; 9 yıl önce Güney Kore’de birlikte okuduğum Filipinli arkadaşım İzabel’in erkek arkadaşına aitti. Bir an heyecanlanıp acaba İzabeli de görebilecek miyim diye etrafa bakınca köprünün sol köşesinde İzabel’e benzeyen birinin yanındakilere kahkahalarla bir şeyler anlattığını gördüm. Karsten’ın tüm olan bitenlerden haberi yoktu tabi. Kahkahaların geldiği tarafa doğru yavaş yavaş ilerleyerek gördüğüm kişinin gerçekten arkadaşım olduğundan emin olmak istedim ve  tam bu esnada onun da benim geldiğim yöne doğru baktığını fark ettim. Takmış olduğu damla güneş gözlüğünün ardındaki gözleri beni sanki fark etmiş ancak artık emin olmak için ben den bir karşılık bekliyor gibiydi. Ve olan oldu. Bir an için zaman durdu, yer ile gökyüzü olan bitenleri keyifle seyrediyor bu tesadüfü karşılaşmanın tadını çıkartıyorlardı.

Gerçekten de karşımda duran oydu. Dünya ne kadar da küçüktü. Hayat ne kadar da ilginçti. 9 yıl önce Güney Kore’deyken Hallym Üniversite’sinden eski kız arkadaşımla Tokyo’ya geldikten sadece bir kaç saat sonra karşılaşmıştım. Bir birimize sarıldık işte. Onun arkadaşları ve Karsten, şaşkın bir halde bize bakarak durumu idrak etmeye çalışıyorlardı. Sonra durumu izah edince onlar da şaşkınlıklarını gizleyemediler elbette. Bir müddet muhabbet edip o anın tadını hep birlikte çıkardıktan sonra artık ayrılma vakti geldiğinde erkek arkadaşı akşam dışarıya çıkacaklarını ve istersek onlara katılabileceğimizi teklif etti. Teklifini teşekkürle karşılık verip tekrar yolumuza devam ettik. Hayat işte böyle sürprizlerle doluydu. Karşılaşmamız belki kiraz çiçeğinin ömrü kadar kısa sürmüştü ama o an, ömrümün sonuna kadar hafızamda unutulmaz bir anı olarak kalacaktı.

 

9 yıl aradan sonra İzabel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir